20 Nisan 2014 Pazar

İstanbul-Nice lezzet yolculuğu


By on 11:17


Geçenlerde sevgili dostlarım ile beraber bahçede oturmuş akşamüstü güneş batışı keyfi yapalım dedik. Elimize birer kadeh şarap alıp, Tire’nin eski tulum peyniri ile hangi Fransız peyniri benzer tartışmasını yaparken, hayali bir Fransa yolculuğuna çıktık…



Nice, Eze, Antibes derken; "Niye olmasın" dedik… İstanbul en sıcak ve nemli günlerini geçiriyor, biraz uzaklaşsak hiç fena olmaz düşüncesiyle karar alındı, hemen uçak biletleri ve otel araştırmaları yapıldı! Hangi şehirler ve köyler gezilecek, nerelerde yemek yenilecek, şarap ve peynir tadımları yapılacak kararları alındı.

Yemek yenilecek bölgelerde benim tecrübem, şarap tadımı yapılacak bölgelerde Burçak'ın tecrübesinden faydalanıldı, çünkü kendisi ülkemizin ilk sertifikalı sömalyesi oluyor bu arada! Hazırlıklar ve yolculuk heyecanı, bizleri iyice sardı… Valizler hazırlandı, haritalar ve notlar çantalara atıldı ve ver elini Nice!

Uçak yolculuğu rahat ve keyifli geçiyordu ki, yemek servisi başladı. Sabah uçağı olduğundan, mis gibi kahvaltılıklar dağıtılmaya başlandı ki, benim önüme somonlu bir omlet konuldu! "Aman Tanrım" deyip, "sabahın köründe somonlu omlet nasıl yenilir" diye düşünürken, baktım arkadaşlarımın önünde reçeller, poğaçalar ve peynirler... Bana niye böyle bir eziyet derken, hostes izah etti: "Biletiniz alınırken deniz mahsulleri sevdiğiniz yazıldı." Bu cevabı aldığımda, oğlum Paskal Bey'in oyununa geldiğimi anladım ve düşündüm: Denizden ne çıkarsa yiyenlerdenim, ama sabahın köründe değil! İntikam soğuk yenilen bir yemektir derler, elbette sıra bana da gelecek…

Nice havaalanına indiğimizde, Akdeniz'in kokuları sardı bizi. Otele yerleştikten sonra, ver elini Nice sokakları... Saat başı kahve ve kruvasan molası verip, akşamüstü saatlerinde şarap-peynir keyfine başladık. İlk günün akşamında Burçak'ın Nice'li dostları bizi misafir etti. Eski Nice sokaklarından birinde "Cafe des Arts" isimli restoranda ilk akşam yemeği deneyimizi yaşadık.

"Moules mariniere"le (midye) başlayıp, kaz ciğeri, "farcis niçois", Provensal sebzelerle devam ettik. Salyangoz (escargot) denemeye çalıştık ama başaramadık. Şaraplar ve midyeler şahane, "farcis", Nice şehrinin milli mezesi, sebze üstü veya sebzenin içinde ufak köfteler. Çilekli milföyle yemeğimizi bitirdik.



MOULES MARINIERE, FARCIS NIÇOIS VE KAZ CİGERİ

Gecemizi uzattıkça, şehrin renkleri değişmeye başladı. Elbise değiştiren koket bir kadın gibi. Işıltılı renkler, kokular, gökyüzünü cennete çeviren havai fişekler ve şehrin her köşesine yayılan caz müziği... Şansa bak, meşhur "Nice Caz Festivali" bizim yolculuk tarihiyle aynı günlere denk gelmişti! Bütün dünyadan müzisyenler şehre gelmiş, hakiki bir festival dönemi! Gündüz saatlerinde şehrin meydanlarında caz başlıyor, sabahın ilk ışıklarına kadar devam ediyordu…

Nice'e gelmişken, "Lenotre" pastanesine uğramadan olmaz! Trüf, makaron ve kruvasanın en lezzetlileri burada. "Lac" pastanesinde çikolata ve makaron deneyimi ve "Gioffredo" da sabah kahvesi... Sahil boyunca yüzlerce kafe ve restoran var ama oralara hiç uğramadık. Çok turistik ve kalabalık yerlerden fazla hoşlanmadığımızdan...

"Promenade des Anglais", Nice şehrinin kilometreler boyunca uzanan sahil yoluna verdikleri isim. Bu sahilde farklılık yaratan tarihi otel "Negresco" bulunuyor. "Negresco"da konaklamak, geçmiş yüzyıllara götürüyor. Otelin kapısından geçmek, zaman tüneline giriyor gibi bir his bırakıyor. Biz yine de bugünlere dönüp, yeni lezzetler keşfetmek için yollara koyuluyoruz.

Arabamızı kiralayıp, Gourdon'a gidiyoruz. Eski taş binalarıyla, şatosuyla, ufacık bir kasaba. Kış aylarında kimse yaşamıyor. Yaz aylarında kış uykusundan uyanıp, turistlerle canlanan bir güzele benzettik. Köyün girişinde keşfettiğimiz dondurma dükkanının sahibini 15 dakika bekledikten sonra, tadı damağımızda kalan muhteşem dondurmalarından denedik.

Kahvemizi köyün kahvehanesinde içtikten sonra, Gourdon'dan yola çıkıp Provans köylerini keşfe devam ettik. Lavanta tarlaları ve üzüm bağları arasından geçerek "Tourettes Sur Loup" kasabasına vardık. Menekşelerin hakim olduğu bu Provans köyünde her şey o kadar doğal ve huzurluydu ki, insanların hayatı sanki ağır çekimle ilerliyordu. Menekşe, yani violet çiçeğinden yapılmış reçeller ve şerbetler kavanoz dolusu olarak dükkanların vitrinlerini süslüyordu.

Kurutulmuş lavanta çiçeği ile doldurulmuş keseler, kuru menekşe çiçekli keseler, reçel ve şurupları arabanın bagajını doldurup, aklımızı ve kalbimizi muhteşem güzellikteki "Tourettes Sur Loup"a bırakıp, St. Paul'e doğru yolumuza devam ettik.

"St. Paul de Vence", sanat ve lezzetin buluştuğu bir kasaba . Yer gök sanat galerileri! Arka arkaya bütün köy, sanki bir sanat galerisi. Dünyanın tüm sanatçıları burada. Heykel, resim, cam ve seramik eserlerin arasından geçip, aradığımız lezzet dünyasına vardık: "Le Tilleul" adlı restoranda; roze şarap eşliğinde, "Comte", "Camembert", "Brique" ve "Morbier" peynirleri ve kaz ciğerimizle, saatler boyunca keyif yaşadık. Ana yemek olarak aldığımız "Kuzu Etli Tajin", yıllar evvel Marakeş'te "Le Foundouk" restoranında yediğimi hatırlattı. Güzel yemek ve güzel sohbet, güzel dostluk da varsa işin içinde, saatler, günler ne kadar da çabuk geçtiğinin farkına varamıyor insan! Biz üç kafadar, işlerden ve sorumluluklarımızdan uzak, Provans köylerini keşfe devam etmek üzere "St. Paul de Vence"i geride bırakıp, Antibes'e doğru yolculuğumuza devam ettik.

Antibes şehri, en sevdiklerimin arasında. Kaz ciğeri satış noktaları, şarap kavları ve Provans peynirleri satış noktalarına bayılıyorum. Programımızda Picasso'nun müze evi ve "Absinthe" (Absent) içkisinin müzesini gezmek var. Absent, uzun yıllar boyunca yasaklanmış bir içkiydi. Son yıllarda serbest satışı başladı. Absent'in diğer adı "Yeşil Peri"dir. Kristal ayaklı ufak bardakta servis edilir ve Antibes'te içilirse tadı farklı olur. Bizler Absent içemedik, (doğruyu söylemek gerekirse içmekten çekindik) ama yerlilerin takıldığı şarap evinde kırmızı burunlu (fazla şaraptan herhalde) balıkçılarla dolu mekanda birer kadeh şarabımızı içtik. Eski Antibes sokaklarını gezerken çok lezzet noktasına rastladık. "Le Jardin" , "Les Vieux Murs", bu noktaların en güzellerinden. Buralarda yenilen yemeklerin lezzeti unutulmayacak türlerden…



ANTİBES

Antibes'ten uzaklaştıkça, Grasse'ın güzelliğine ve kokularına kapılma ihtiyacını duyduk; parfümlerin doğduğu bölge. Milyon ton çiçeklerin toplanıp parfümlerin hammaddelerinin oluştuğu şehir ve bu şehrin simgesi "Fragonard". Aromatik yağlar, sabunlar ve parfümler. Alice Harikalar Diyarı'nda gibi hissetmenizi sağlayan bir aromalar dünyası! Dior, Chanel, Paloma Picasso ve yüzlerce parfüm markaları , "Fragonard"ın koku piyanosunu kullanıp, kendi markalarını oluşturup parfümler yaratılar… Patrick Süskind'in, Grasse tepelerindeki lavanta ve gül diyarlarından esinlenip, "Koku" kitabını yazdığı söyleniliyor buralarda…

Yolculuğumuzun son günlerine yaklaşırken, şarap tadımları yapacağımız "Chateauneuf du Pape" vadisindeki şatoları ziyarete gittik. Uçsuz bucaksız bağlarla kaplı bölgelerde, hem muhteşem şaraplar hem köy lokantalarında yöresel lezzetler tatma fırsatını bulduk. Valizlerimize 20, 30, 40 senelik birkaç şişe şarabı da ekleyerek, bağlar vadisinden ayrıldık.

Gözümüz arkada kaldı diyemeyeceğim, çünkü yanımızda taşıdığımız yöresel malzemelerle İstanbul dönüşü "Nice geceleri" organize edip, aynı keyfi yaşayacağımıza dair üç arkadaş birbirimize söz verdik!

About Syed Faizan Ali

Faizan is a 17 year old young guy who is blessed with the art of Blogging,He love to Blog day in and day out,He is a Website Designer and a Certified Graphics Designer.

0 yorum:

Yorum Gönder